Ne Yersen O’sun!…
31 Aralık 2008 Çarşamba
Doğru beslenme konusunda artık birçoğumuz pek çok fikre sahibiz. Televizyon programlarında veya gazetelerde her gün bizlere dengeli beslenme ile ilgili bilgiler veriliyor. Bazen duyduklarımız ya da okuduklarımız kafamızı fazlasıyla karıştırabiliyor. Nasıl besleneceğimiz konusunda bir karmaşa yaşayabiliyoruz.
Önemli olan ilk şey besinlerde bulunan yararlı maddeleri bilmek. Yiyeceklerin değerlerini bildiğimiz zaman vücudumuza yararsız besinler, daha kötüsü, zehirli besinler vermeyiz.
Tükettiğimiz yiyeceklerin niteliği sağlığımız için büyük önem taşır. Sürekli ölüp yenilenen hücreler ile bedenimiz bitmek bilmeyen bir değişim içindedir. Bedenimizdeki her bir hücre yediğimizi, içtiğimizi yakıt, yapı taşları ve onarım malzemesi olarak kullanır.
Eski toprak dediğimiz büyüklerimizin beslenme şekli bence örnek olarak en güzeli. Her yaşta zinde olmak istiyorsak, belki de yapmamız gereken onların izinden gitmek.
Besin değeri yüksek taze ve tam yiyecekleri tercih edin…
İnsanın normal olarak ihtiyaç duyduğu bütün besinleri sağlayacak yeteri kadar taze meyva, sebze bulunmaktadır. Taze besin doğal olarak en yararlısıdır. Bol meyva ve sebze yemeli ve mümkünse bunları çiğ tüketmeliyiz. Meyva ve sebzeleri kabuklarıyla da yiyebiliriz. Çünkü vitamin ve maden bakımından en zengin olan kısımlar kabuklardır. Önceden hazırlanmış, konserve, rafine besinlerden şiddetle kaçınmalıyız.
Yararlı, taze, mikropsuz besinlerden mümkün olduğu kadar çok yemeliyiz. Günümüzde yediğimiz besinlerin çoğunda maalesef değişiklik yapılmıştır. Bunlar rafine edilerek, dayanmaları için kimyasal maddeler ilave edilerek, renklendirilerek, tatlandırılarak, koyultularak, tat katılarak, daha türlü şekillerde değiştirilmektedir. Mide ve sağlık için iyi değildirler.
Üç beyaz dediğimiz şeker, un ve tuzdan elinizden geldiğince kaçının.
Şeker ve şekerli maddeleri en aza indirin, hatta bunlardan vazgeçin.
Şeker iyi beslenmenin bir numaralı düşmanıdır.
Şeker 200 yıl öncesine kadar bilinmezdi. Onun için de vücut bunu yabancı bir madde gibi kabul etmektedir. Doğada şeker vitamin ve madenlerle bir arada bulunur. Meyvalarda “fruktoz” denilen şeker halinde, sebzelerde ise nişasta halindenir. Oysa rafine şeker doğrudan doğruya sakarozdur. Vücut bunu doğal şekerleden çok daha çabuk alır. Sakaroz vücudun glikoza çevirmiş olduğu kan şekerine çok benzediği için de sindirilmesinde gereken işlemler yapılmaz. Vücut, şekerin böyle zaptetmesini önlemek için, vitaminlerini, madenlerini, asitlerini kullanmak zorunda kalır. Böyle hızlı bir faaliyet de kandaki şekerin düşmesine sebep olur. Kan şekeri düşünce de insan çabuk yorulur, kafası iyi çalışmaz, çabuk sinirlenir ve hastalıklara da kolaylıkla yakalanır. Şeker yerine baldan yararlanmak en iyisidir. Seçenek olarak baldan sonra da esmer şeker tavsiye edilir.
Lifi bol besinleri yiyin. Daha az yağ tüketin.
Dengeli beslenmede önemli olan şeylerden biri de lifli besinlerdir. Posalı besinler barsakların gereken şekilde çalışması için şarttır.
Lif bitkinin yapısında bulunan bir şeydir, hücrelere destek olan bağa dokusunun esasıdır. Yapraklar, saplar, çiçekler, çekirdekler, meyvelar, soğanlar, kökler lif kaynaklarıdır. Lif tek başına besleyici maddelere sahip değildir. Fakat diğer besleyicilerin barsaklardan gereken şekilde rahatlıkla geçmesi için bu posaya ihtiyaç bulunduğuna inanılmaktadır.
Yine meyve ve sebzeler en iyi lif kaynaklarıdır. Bunları kabuklarıyla çiğ olarak, ya da az pişirerek yemek çok faydalıdır. Rafine edilmemiş unlarda da bol posa bulunur. Kepek muhteşem bir lif kaynağıdır. Dolayısıyla beslenirken kepekli ekmeği tercih edebiliriz.
2009 Yılının hepinize ilk önce sağlık, mutluluk ve güzel dünyamıza barış getirmesini diliyorum.
Mutlu seneler…
Sevgiyle kalın!
Meyra
meyra@mynet.com

