Şu birkaç haftanın en sıcak konusu: okulların açılması. Çocuğu olan ailelerin eylül ayı ile birlikte içlerine dolmaya başlayan heyecan…Çocuk ister anaokula başlasın, ister ilkokula; isterse ara sınıfta bir üst sınıfta geçsin. Farketmeksizin her seferinde başka türlü bir heyecan. Tabii bir bu kadar da kaygı.

Okula başlamak; öncelikle tabii hazırlık demek. Kıyafet, kitaplar, sayfa dolusu kırtasiye malzemeleri. Ama hem çocuk, hem anne baba için asıl hareketlilik zihinde. Bence çocuktan daha çok anne babada. Okula yeni başlıyorsa “Acaba nasıl alışacak?” “Zorlanacak mı?” Ara sınıfsa “Bu sene bizi neler bekliyor?” “Nasıl geçecek bu sınıf?”gibi dolaşan düşüncelerle başedebilmek.

Çocuklar bulundukları ortama daha çabuk adapte oluyor, yeniliklere daha kolay alışabiliyor da ya biz anne babalar? Bunu çalıştığım ailelerde de görüyorum, kendim de örneklerini yaşıyorum. Birinci sınıftan ikiye geçerken oğlumun öğretmeni değişti ve aldı mı biz velileri bir kaygı! Ne olacak, nasıl olacak bu değişim; çocuklarımızda ne travma yaratacak; biz bununla nasıl başedeceğiz vs vs… Biz bunları düşünürken oğluma sordum: “Öğretmeniniz gidiyormuş, yeni öğretmen geliyormuş, biliyor musun?” diye. “Ne olacak anne, ben anaokulundan beri hep değişmedi mi öğretmenlerim? İlkokula başlarken de değişmişti. Önemli değil ki!” demez mi… Doğrusu bazen düşünüyorum: Onların bizden mi, bizim onlardan mı öğreneceklerimiz var diye.

Söz konusu okula başlamak olunca bu tip ebeveynsel kaygılar haklı olarak artıyor. Ama eğer biz bu kaygı ve kuruntulardan kurtulmazsak, çocuğumuz da aynı şekilde bu yeni dönemden endişe duyacak ve kendini huzursuz hissedecektir. Okul seçimiyle başlayan ve onun okula başlamasıyla devam eden dönemde kendimize ne kadar güvenir ve iyi hissedersek, o da bu duygularla gidecektir okula.

İşin tabii unutulmaması gereken önemli bir boyutu çocuğumuzun kişilik yapısı, gelişimi, uyumda zorlayabilecek özellikleri. Burada önemli olan onu ne kadar iyi tanıdığımız. Ancak onu iyi tanıyorsak, bazı zorlukları öngörebilir, önlemlerini alır, yapılması gerekenleri yapar ve desteği sağlayabiliriz.

Doğru okulu seçmek, çocuğumuzu hazırlamaktan sonra gelelim kendimizi yönetmeye. Anne baba olarak seçtiğimiz okula güvenmek ve bu güven ve rahatlığı çocuğumuza yansıtmak durumundayız. Okulun kendi içinde bir düzeni ve işleyişi var. Birtakım kurallarla ve süreçlerle sağlanıyor. Bunlara güvenmeli ve saygı duymalıyız. Herşeyi kontrol edemeyiz. Biz gergin olursak “bu yaptıkları doğru mu?” “neden bu kurallar var?” gibi negatif duyguları içimizde tutarsak, çocukların da bunları hissettiklerine emin olabilirsiniz.

Okula güvenmek demek aslında okul ile öğretmen/ler ile takım olmak demek. Okul ve aile, anne-baba ile öğretmen bir takım olmalı. Takımın amacı da çocuğun en iyi şekilde öğrenebilmesi, ihtiyacı olan alanlarda gelişebilmesi. Bazen nedense karşı iki takımmış haline geliniyor! Veli okula cephe alıyor. Bu sefer de  “Benim çocuğum” sendromu başlıyor! Bizim çocuklarımız evet ama okulun kuralları ve sistemi içindeler. Ve unutmayalım bizim seçtiğimiz okulun… Karşılıklı bunları değiştirmeye çalışmak yerine ortak nasıl hareket ederiz; amaç hep bu olmalı diye düşünüyorum. Ayrıca doğru ve açık geribildirim şart. Hem okul ve öğretmen davranışları, hem de çocuğun evdeki durumu, hatta kendi ailevi konularımızla ilgili okula ve öğretmene şeffaf bilgi akmalı görüşündeyim. Okuldan da bu görüşler alınmalı. Yakın iletişimle, paylaşımla çocuk iki taraftan da desteklenmeli özetle.

Tüm bunları düşününce bir kez daha farkediyoruz ki; sadece çocuklarımız başlamıyor okula, bizler de başlıyoruz! Üstelik yapmamız gerekenler; kırtasiye alışverişi, defterleri kaplamak, ödevleri “birlikte!”-hatta bazen kendimiz- yapmaktan çok daha ötesi sanırım.

Güzel, verimli ve keyifli bir eğitim yılı diliyorum. Çocuklara ve anne babalara…

Figen Küçükkoner Kırca
www.lifefocus-tr.com
figen.kirca@lifefocus-tr.com