İstanbul’u Yeniden Fethetmek
3 Kasım 2009 Salı
İstanbul’un şehir portalı www.istanbul.com’un aylık yayını inİstanbul’un lansmanında, İstanbul’un “unutulanları” ve “bilinmeyenleri”ne tarihi bir yolculuk yaptık.
27 Aralık Salı günü İstanbul’u nostaljik dolmuşlarla gezerken çocuklar gibi şendik. İstanbul’u keşfetmenin, yeniden fethetmenin zevkini yaşadık.
İş güç telaşından, trafik sıkıntısından unuttuğumuz İstanbul’un güzelliklerini, ne kadar büyüleyici bir şehir olduğunu yeniden hatırladık.
Gezimizin başlangıç noktası Taksim’deki Elite World İstanbul Hotel’di. Hotelin önüne geldiğimize 1960′lı yılların nostaljik dolmuşlarının bizi beklediğini gördük. Onlarla şehir turu yapma fikri bizi çok heyecanlandırsa da biraz daha bekleyecektik.
Elite World İstanbul Hotel’de kahvaltı yaparken istanbul.com’un Genel Müdürü Canan Erdoğan, portalları ve İnİstanbul’a dair bizleri bilgilendirdi. İstanbullulara ve İstanbulseverlere yıllardır şehir rotası çizmek için çalıştıklarını söyleyen Canan Erdoğan, internet ortamının yanında İstanbulluların yanlarında bulundurabilecekleri bir dergi olan İnİstanbul’u oluşturduklarını ve ilk sayının Aralık ayında çıkacağını belirtti.
Bu ufak bilgilendirden sonra hotelden çıkarak, Antonina Turizm’in sahibi Atilla Tuna tarafından getirilen nostaljik dolmuşlara doğru yöneldik. Doğrusu hangisine bineceğimize karar vermemiz çok kolay olmadı. Binebildiğimiz dolmuş 1954 model Plymouth marka bir minibüsdü.
Taksim’den hareket eden birbinden bakımlı ve dikkat çekici nostaljik dolmuşları izleyen sürücüler sebebiyle zaman zaman trafik yoğunlaşmadı değil. Dolmuşlardan birinde olan biri olarak çok havalı hissettiğimi söylemeliyim.
Tarihi dolmuşlarla önce Fener’e gittik. Fener’in sokaklarını Atilla Tuna’nın eşsiz anlatımı ile yeniden keşfettik. Yıkık dökük binalara bakarken o evlerde yaşayan centilmen beyleri, sabırla eşini bekleyen hanımları görür gibi olduk. Kimbilir kimler nasıl hayatlar yaşadı, ne heyecanları, ne umutları vardı? Çoğu harabe durumdaki pencerelerden karşı binaya çamaşır dizileri uzanan sokağa bakarken ‘nerden nereye’ demek geliyordu içimden..
Sokakları gezdikten sonra Rum Ortodoks Patrikhanesi daha çok bilinen adıyla Fener Rum Patrikhanesi’ni, kilisesini dolaştık. Atilla bey herkese açık olan kilisenin tarihçesini, aziz ve azizelerini, girişteki açılmayan kapı olarak bilinen siyah demir kapının sırrını anlattı. Bu kapının hikayesi ise şöyle; Mora isyanı çıkınca Patrik III. Pantenios burada asılarak idam edilir. Bu kapı ogünden sonra kilitlenir ve bir daha açılmaz. Günümüzde hala patriğin idam edildiği gün sabaha kadar kapının arkasında bir mum yakılır, dualar edilir.
Kilisenin içine girdiğimizde Rum el işi şaheseri olan ve altın varaklarla kaplı sunak bölümü göz kamaştırıyor. Atilla bey, burada Hz. İsa’nın gerilmesi için hazırlanmış çarmıhın İstanbul’a getirilip, Çemberlitaş’ın altına gömüldüğü ancak Latin isyanlarıyla birlikte oradan alınarak, Roma’ya götürüldüğünü anlatıyor.

Kilise de ayrıca, Hz. İsa’nın işkence görürken bağlandığı siyah taştan bir parça bulunuyor. Bu taş İstanbul’un tılsımlı olarak kabul edilen taşlarından biri. İnanışa göre İstanbul’u koruyor ve ziyaretçiler bu taşa dokunarak dilek diliyor.
Kilise’den çıktıktan sonra Edirnekapı surlarının Samatya kapısına geliyoruz. Atilla bey bize surlarda yapının tarihçesinden bahsederken, araçlar surun önüne sıra sıra dizliyor. Etraftan nostaljik arabaları gören yaşlılar kendi aralarında hoş bir sohbete dalıyor, eski, tatlı anılarını paylaşıyorlardı.
İstanbul’un çok önemli sembollerinden tarihi surları yeniden keşfettikten sonra nostaljik dolmuşlarımıza doluşup Fatih Kariye Medresesi’nin yanında bulunan Asitane restoranda tarihçi Murat Belge ile biraraya geldik.

İstanbul’un farklı toplumsal yapısından söz eden Belge, İstanbulla ilgili ilginç bilgileri bizlerle paylaştı. Belge, İngiltere gibi kuzeydeki ülkelere gidildikçe ‘muhafazakar’ yani ‘muhafaza eden-koruyan’insanların arttığını ve yasaların tarihi yapıların korunması için insanları teşvik edici olduğunu söyledi. (Örneğin vergi indirimi yapılması) İstanbul’da ise eski yapıların çoğunun ahşap olması sebebiyle zor korunduğunu dile getiren Belge, yasaların da bunları korumaya teşvik edici olmadığını vurguladı.
Sürekli değişen sokak isimlerine değinen Belge, "Yurtdışındaki çoğu ülkede sokak isimleri sürekli değişmez. Bir yere giderken taksi şöforüne sokağı söylediğinizde sadece numara istenir. Sokakları herkes bilir. Ancak ülkemizde, özellikle İstanbul’da durum farklı. İnsanımız kendi sokağının dışında yan sokağı bilmez. Bu yüzden bir yere gideceğiniz zaman tarif edersiniz. Bu tür ufak ayrıntıları bilmek genel tarihi dokumuzu korumamızı sağlar" dedi.
Bu bilgilendirici sohbetin hiç bitmesini istemedik ancak böyle değerli insanların zamanları da kıymetli oluyor. Belge, derse yetişmek üzere aramızdan ayrılırken aklımızda hala eski İstanbul sokakları, Fener’in cumlaı evleri ve 60′lı yılların muhteşem dolmuşları vardı.
FOTOĞRAFLARTA İSTANBUL TURU İÇİN TIKLAYIN!
Fadime Yüceyaltırık
Editör
ivillage@mynet.com

