MYNET

Domuz Gribi Deneyimi

Çoğu çalışan gibi ben de yıllık izinlerimde tatile çıkar ya da bu dönemi ailemle birlikte geçiririm. Geçen hafta domuz gribi nedeniyle 10 gün eve kapanmak zorunda kaldım.

Zaman zaman kendimi karantinaya alınmış gibi hissetsem de evde kalmak kendimi dinlememi, etrafımda olup bitenleri görmemi sağladı.

Hastalığımın ilk günü domuz gribinin göstergesi sayılan "karın ağrısı, mide bulantısı, ateş, başağrısı ve halsizlik" gibi tüm belirtileri yaşadım. Hayatım gözlerimin önünden film şeridi gibi geçmese de haberlere istinaden içimde az da olsa ölüp gitme korkusu vardı.

Hayatımın iş ve ev olduğu şu dönemde hayallerim ne olacaktı? Yılda 2 haftalık izin dışında kendime doğru düzgün zaman ayıramamıştım. Okuldu, iş hayatıydı derken hayatımı yaşayamadım diye düşündüm. Ateşler içinde yarı baygın yatarken aklımdan geçenler bunlardı.

İlk günü bu düşüncelerle iyileşirim umuduyla yatakta geçirdim. Durumum daha kötüleşince ikinci gün doktora gittim. Hastaneye grip şikayetiyle gelen çocuklar maske takıyordu onları görünce daha tedirgin oldum. Muayeneden sonra dalgınlıkla doktora teşekkür için elimi uzattım. Doktor bey kibarca "hasta bakıyoruz kusura bakmayın" dedi. İnsan hastalanınca önceden bildiklerini unutuveriyor galiba:))

Doktorun dinlenmem için yazdığı raporu imzalatmak için başhekim yardımcısının odasına gittim. Zavalla kadın da maske takıyordu. Bir yandan burnunu çekiyor diğer yandan da "Rapor imzalarken ben de grip oldum" diyordu.

Ağlanacak halimize güldük ve ben ilaçları almak için eczaneye uğradım. İlk eczanede gribin tek çaresi Tamiflu kalmamıştı. Çalışan bulup bulamayacağım konusunda çok ümitli değildi. Neyse ki ikinci olarak gittiğim eczanede buldum. Elimde bir torba ilaç annemlere gittim.

Onlara durumu anlattım. Beni eve almaları bile riskliydi. Babam biraz uzak durdu açıkçası "biz de hastalanırsak size kim bakar" dedi.

Annem daha kaderciydi; "Bu hastalık önceden de oluyordu. Birşey olmaz" dedi. Ben gene de onlardan uzakta kalmaya çalıştım. Geleneksel tarhana çorbası, ilaçlar, bol C vitamini derken tedavim başarılı oldu ve 10 günlük dinlenme sürecinden sonra sağlığıma kavuştum. Hastalığımın diğer günlerini evde bol bol dinlenerek geçirdim.

Hastalık süresince eşim de ilaçlarımı düzenli almam, yemek yemem, bol sıvı tüketmem konusunda oldukça hassastı. Ihlamur, limon, tarçın, karanfil karışımlı bitki çayından günde 1 litre içtim. Ona da çok teşekkür ederim.

Bu hastalık çok enteresan, çok iyiyim dediğiniz noktada aniden baş ağrısı, burun akıntısı ve ateş sorunu yaşayabiliyorsunuz. Tam olarak iyileşinceye kadar mutlaka dinlenmek gerekiyor.

Evde yatarken hastalandığımın duyan arkadaşlarımdan bazılarının çozukları da domuz gribine yakalanmıştı. Onlar da, çocuklarda burun akıntısı, göslerde şişkinlik, boğazda kuruluk gibi belirtilerle ortaya çıkan domuz gribini büyük bir sıkıntı olmadan evde dinlenerek geçiriyorlar.

İsmini duyduğumuzda ister istemez içimizi ürperten bu hastalığa yakalananlara acil şifa, yakalanmayanlara da sağlıklı günler diliyorum.

Evde kaldığım sürede TV programlarını da izleme fırsatı buldum. Bunlarla ilgili izlenimlerimi diğer yazımda anlatacağım.

Kendinizi çok iyi bakın..

Fadime Yüceyaltırık
Editör
ivillage@mynet.com

 

İstanbul’u Yeniden Fethetmek

İstanbul’un şehir portalı www.istanbul.com’un aylık yayını inİstanbul’un lansmanında, İstanbul’un “unutulanları” ve “bilinmeyenleri”ne tarihi bir yolculuk yaptık.

27 Aralık Salı günü İstanbul’u nostaljik dolmuşlarla gezerken çocuklar gibi şendik. İstanbul’u keşfetmenin, yeniden fethetmenin zevkini yaşadık.

İş güç telaşından, trafik sıkıntısından unuttuğumuz İstanbul’un güzelliklerini, ne kadar büyüleyici bir şehir olduğunu yeniden hatırladık.

Gezimizin başlangıç noktası Taksim’deki Elite World İstanbul Hotel’di. Hotelin önüne geldiğimize 1960′lı yılların nostaljik dolmuşlarının bizi beklediğini gördük. Onlarla şehir turu yapma fikri bizi çok heyecanlandırsa da biraz daha bekleyecektik.

Elite World İstanbul Hotel’de kahvaltı yaparken istanbul.com’un Genel Müdürü Canan Erdoğan, portalları ve İnİstanbul’a dair bizleri bilgilendirdi. İstanbullulara ve İstanbulseverlere yıllardır şehir rotası çizmek için çalıştıklarını söyleyen Canan Erdoğan, internet ortamının yanında İstanbulluların yanlarında bulundurabilecekleri bir dergi olan İnİstanbul’u oluşturduklarını ve ilk sayının Aralık ayında çıkacağını belirtti.

Bu ufak bilgilendirden sonra hotelden çıkarak, Antonina Turizm’in sahibi Atilla Tuna tarafından getirilen nostaljik dolmuşlara doğru yöneldik. Doğrusu hangisine bineceğimize karar vermemiz çok kolay olmadı. Binebildiğimiz dolmuş 1954 model Plymouth marka bir minibüsdü.

Taksim’den hareket eden birbinden bakımlı ve dikkat çekici nostaljik dolmuşları izleyen sürücüler sebebiyle zaman zaman trafik yoğunlaşmadı değil. Dolmuşlardan birinde olan biri olarak çok havalı hissettiğimi söylemeliyim.

Tarihi dolmuşlarla önce Fener’e gittik. Fener’in sokaklarını Atilla Tuna’nın eşsiz anlatımı ile yeniden keşfettik. Yıkık dökük binalara bakarken o evlerde yaşayan centilmen beyleri, sabırla eşini bekleyen hanımları görür gibi olduk. Kimbilir kimler nasıl hayatlar yaşadı, ne heyecanları, ne umutları vardı? Çoğu harabe durumdaki pencerelerden karşı binaya çamaşır dizileri uzanan sokağa bakarken ‘nerden nereye’ demek geliyordu içimden..

Sokakları gezdikten sonra Rum Ortodoks Patrikhanesi daha çok bilinen adıyla Fener Rum Patrikhanesi’ni, kilisesini dolaştık. Atilla bey herkese açık olan kilisenin tarihçesini, aziz ve azizelerini, girişteki açılmayan kapı olarak bilinen siyah demir kapının sırrını anlattı. Bu kapının hikayesi ise şöyle; Mora isyanı çıkınca Patrik III. Pantenios burada asılarak idam edilir. Bu kapı ogünden sonra kilitlenir ve bir daha açılmaz. Günümüzde hala patriğin idam edildiği gün sabaha kadar kapının arkasında bir mum yakılır, dualar edilir.

Kilisenin içine girdiğimizde Rum el işi şaheseri olan ve altın varaklarla kaplı sunak bölümü göz kamaştırıyor. Atilla bey, burada Hz. İsa’nın gerilmesi için hazırlanmış çarmıhın İstanbul’a getirilip, Çemberlitaş’ın altına gömüldüğü ancak Latin isyanlarıyla birlikte oradan alınarak, Roma’ya götürüldüğünü anlatıyor.

Kilise de ayrıca, Hz. İsa’nın işkence görürken bağlandığı siyah taştan bir parça bulunuyor. Bu taş İstanbul’un tılsımlı olarak kabul edilen taşlarından biri. İnanışa göre İstanbul’u koruyor ve ziyaretçiler bu taşa dokunarak dilek diliyor.

Kilise’den çıktıktan sonra Edirnekapı surlarının Samatya kapısına geliyoruz. Atilla bey bize surlarda yapının tarihçesinden bahsederken, araçlar surun önüne sıra sıra dizliyor. Etraftan nostaljik arabaları gören yaşlılar kendi aralarında hoş bir sohbete dalıyor, eski, tatlı anılarını paylaşıyorlardı.

İstanbul’un çok önemli sembollerinden tarihi surları yeniden keşfettikten sonra nostaljik dolmuşlarımıza doluşup Fatih Kariye Medresesi’nin yanında bulunan Asitane restoranda tarihçi Murat Belge ile biraraya geldik.

İstanbul’un farklı toplumsal yapısından söz eden Belge, İstanbulla ilgili ilginç bilgileri bizlerle paylaştı. Belge, İngiltere gibi kuzeydeki ülkelere gidildikçe ‘muhafazakar’ yani ‘muhafaza eden-koruyan’insanların arttığını ve yasaların tarihi yapıların korunması için insanları teşvik edici olduğunu söyledi. (Örneğin vergi indirimi yapılması) İstanbul’da ise eski yapıların çoğunun ahşap olması sebebiyle zor korunduğunu dile getiren Belge, yasaların da bunları korumaya teşvik edici olmadığını vurguladı.

Sürekli değişen sokak isimlerine değinen Belge, "Yurtdışındaki çoğu ülkede sokak isimleri sürekli değişmez. Bir yere giderken taksi şöforüne sokağı söylediğinizde sadece numara istenir. Sokakları herkes bilir. Ancak ülkemizde, özellikle İstanbul’da durum farklı. İnsanımız kendi sokağının dışında yan sokağı bilmez. Bu yüzden bir yere gideceğiniz zaman tarif edersiniz. Bu tür ufak ayrıntıları bilmek genel tarihi dokumuzu korumamızı sağlar" dedi.

Bu bilgilendirici sohbetin hiç bitmesini istemedik ancak böyle değerli insanların zamanları da kıymetli oluyor. Belge, derse yetişmek üzere aramızdan ayrılırken aklımızda hala eski İstanbul sokakları, Fener’in cumlaı evleri ve 60′lı yılların muhteşem dolmuşları vardı.

FOTOĞRAFLARTA İSTANBUL TURU İÇİN TIKLAYIN!

Fadime Yüceyaltırık
Editör
ivillage@mynet.com

 

NY’dan 2010 İlkbahar Modası

Yaz günlerinden çıkıp kışa alışmaya çalıştığımız şu günlerde New York’ta farklı bir hareketlilik var. Ünlü markalar ve tasarımcılar 2010 ilkbahar koleksiyonlarını tanıtmanın heyecanı içinde.

(Devamı…)

Hesabını Bilen Kadın!

Yaz mevsiminin sonlarına geldiğimiz şu günlerde tüm mağazalarda çok güzel indirimler var! Beğendiğiniz ancak fiyatı yüksek gelen ürünleri sonbaharda giymek ya da gelecek yaz değerlendirmek için iyi bir fırsat!

(Devamı…)

iVillage Türkiye’de Neler Oluyor?

Nereden başlasam, hangisini anlatsam!

Uzun süredir sesimizin çıkmadığını düşünenler için hemen belirteyim, yaz geldi diye bize rehavet çökmedi. Aksine size daha güzel şeyler sunabilmek için uzun yaz günlerinde hem düşünme hem daha verimli çalışma fırsatı bulduk.
(Devamı…)

İstenmeyen Tüylerden Kurtulmanın Keyifli Yolu!

İstenmeyen tüyler başımızın belası ancak kurtulmak şimdi çok keyifli.. Bioder, artık çikek gibi kokuyor.

Tüy azaltıcı, inceltici ve geciktirici ürün Bioder’i hemen hemen bilmeyen yok. Bioder, kullanıcıların önerilerini göz önünde bulundurarak, tüylerin çıkmasını önleyen bitkinin kendine has kokusunu güzel kokularla bastırmayı başardı ve yeni kokusuyla piyasaya çıktı. 2 yılı aşan koku yenileme sürecini başarıyla tamamlayan Bioder şimdi çiçek gibi kokuyor.

B’IOTA Laboratuvarları tarafından sunulan Bioder krem istenmeyen tüylerinizden kurtulurken çiçeksi kokusuyla yepyeni bir deneyim yaşamanızı sağlayacak. Bioder’in yeni kokusu, 200 çeşit arasından seçilen 5 kokuyu test eden 154 gönüllü kadının oylaması ile seçildi.

Araştırmaya katılan kadınlar kokuyu “ferah”, “kaliteli”, “doğal”, “temiz”, “çiçeksi” ve “bakım yapan” olarak niteledi.


Ürünün yeni kokusuyla ilgili bilgi veren Eczane Kanalı pazarlama Müdürü Sevgi Gül Çiftçi; "Kokunun ürünün etkisini azaltmaması  gerekiyordu. Bazı kokular belirli bir süre sonunda kayboluyor, tüy dökücü etkisi olan bitkinin kokusu yeniden ortaya çıkıyordu. Bu nedenle kokuyu değiştirmemiz çok uzun zaman aldı ve bizim için çok önemli. Kozmetik ürünlerde çoğu ürünün sadece etken maddesi test edilir, bitmiş ürün test edilmez. Biz ürünümüzü bitmiş ürün testlerini tamamlayarak sunuyoruz. Bitkisel ürünlerimizi kendi bünyemizde bulunan uzmanlar hazırlıyor, testlerini yapıyor. Bioder’in içeriğinde bulunan bitki sadece Anadolu’da yetişiyor. Bu bitkiyi toplayan kadınların ellerinde tüy çıkmıyor. Bu tür bitkilerin ne yazık ki şehirlere göç gibi faktörler sebebiyle nesli tükenmek üzere. Bu tür doğal etkilere sahip bitkileri korumayı ve tanıtmayı amaç edindik. Tüketiciyi, bitkisel ürün meraklılarını bu konuda bilgilendirmek ‘endemik bitki’ olartak adlandırdığımız bitkileri daha yakından tanımalarını sağlamak için İstanbul’da endemik ürün bahçesi açacağız. Bunu halkı bilinçlendirmek için sosyal sorumluluk projesi olarak görüyoruz." dedi.

Bioder ürünlerinin Lazer Epilasyon uygulamalarında kullanılmasına da değinen Çiftçi, "Bioder’i dermatologlara lzere destek amacıyla da öneriyoruz. Lazer epilasyonun devam edemediği noktalarda, lazer epilasyonu hızlandırmak, seansları kısaltmak için kullanılıyor" dedi.

Bioder tüy azaltıcı ürünleri hamileler, emziren anneler ve 12 yaş altındaki çocuklarda test edilmediği için sadece dermatolog onayıyla kullanılabiliyor.

Ürün fiyatları şöyle;
BİODER Serum Yüz Formu 44 TL.
BİODER Serum Vücut Formu 69 TL.
BİODER Vücut Kremi 34 TL.
BİODER Yüz Kremi 27 TL.

Herkese tüysüz günler diliyorum.

Fadime Yüceyaltırık
Editör
ivillage@mynet.com

Sudaki Ayak İzimizi Azaltalım..

Suya bakış açımızı değiştirmeliyiz. Su kaynakları geri getirilemeyen, sınırlı miktardaki sosyal ve ekonomik kaynaklardır. Evlerde kullanılan suyun %35’i banyoda, %30’u tuvalette, %20’si çamaşır ve bulaşık yıkamada, %10’u mutfakta ve %5’i temizlikte harcanıyor. Evlerimizde kullandığımız suyun yanı sıra, bir tüketici olarak satın aldığımız her türlü mal ve hizmetin sudaki ayak izini göz önünde bulundurmamız, suyun akılcı kullanımı yönünde atacağımız adımların başında gelir.
(Devamı…)

Sizlerle Büyüyoruz.. Anneler Gününüz Kutlu Olsun..

Merhaba,

iVillage Türkiye olarak, Mynet çatısı altında sizlere ‘kadın dünyası’na dair her türlü bilgiyi ulaştırmaya çalışıyoruz. Hayatı keyifli, sağlıklı ve mutlu yaşamanıza katkıda bulunmak için buradayız.

Sizleri bu yazımda iVillage Türkiye’deki yeniliklerden haberdar etmek istiyorum. Sizin de fark ettiğiniz gibi ana sayfamızda ufak etefek değişiklikler yaptık. Günün fırsatlarına kolayca ulaşabilmeniz için bir bölüm ekledik.

Zinde yaşam, diyet, aşk ve cinsellik, gebelik ve aile, güzellik ve stil, astroloji, oyun derken magazin kategorimizi sizlerle buluşturduk. Burada dünyadan ve ülkemizden derlediğimiz kaliteli ve saygılı magazin haberlerine yer vereceğiz. Magazin haberlerinin yanı sıra star galerileri, düğünleri, bebekleri, ayrılıkları da kategorimizde bulabilirsiniz.

Buradan "Sinema, TV-Dizi, Ajanda - Etkinlikler" gibi alt kategorilerle vizyona girecek filmleri takip edebilir, dizilerinizin bölüm özetlerini okuyabilir ve etkinliklere bakarak sosyal hayatınızı hareketlendirebilirsiniz.

MAGAZİN KATEGORİMİZİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN!

10 Mayıs Anneler Günü için de bir sayfa hazırladık. Sayfalarımızda anneniz için farklı 30 hediye önerisi, ücretsiz tüp bebek kampanyası, yemek tarifleri, ellerinizle hazırlayabileceğiniz hediye alternatifleri ve firmaların yaptıkları anneler günü kampanyaları gibi işinize yarayacak pek çok şey bulabilirsiniz. 
 
ANNELER GÜNÜ SAYFALARIMIZI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN!

Ayrıca, bir okurumuzun annesine alacağı hediyeye bizim de katkımız olsun istedik. Annenize bu yıl çok özel bir hediye verme şansı sunuyoruz. DIAMOND ile yaptığımız işbirliği ile annesinin en öğüdünü yazan ve en çok puan alan kullanıcımıza ‘Tek Taş Pırlanta’ hediye ediyoruz. Siz de kampanyaya katılın ve kazanma şansı yakalayın.

ANNENİZE TEK TAŞ PIRLANTA HEDİYE ETME FIRSATI İÇİN TIKLAYIN!

Bu arada bir arkadaşım Anneler günü için kendi duygularını anlattığı "Anne Olunca Anladım" başlıklı bir yazı yazdı. Dilerseniz bu yazıyı da okuyabilirsiniz. Yeni bir annenin gözünden anneliği okumak için TIKLAYIN!

Şimdiden tüm annelerimizin anneler günü kutlu olsun..

Yeniliklerimizi sizlerle buluşturmaya devam edeceğiz. 

Sevgiler..

Fadime YÜCEYALTIRIK
Editör
ivillage@mynet.com

GDO’ya Hayır Platformu’nu Duydunuz mu?

Domatesin gerçek rengini, karpuzun, çileğin gerçek tadını özledik. Ne yazık ki yediğimiz gıdaların çoğunda eski tat ve koku yok. Bu nedenle elimden geldiğince mevsimi olmayan sebze ve meyveleri almıyorum ancak bu da yeterli olmuyor. Mevsimlik meyve ve sebzelerin genetikleri ile oynandığı için onlarda da eski lezzet kalmadı.
(Devamı…)

Aksesuarlara Bahar Geldi..

Uzun zamandır beklediğimiz bahar sonunda geldi.. Hepimizin içi kıpır kıpır.. Gelin gibi çiçeklerle süslenen ağaçlar, içimizi ısıtan güneş yaz için alışveriş yapma isteğimizi artırıyor.
(Devamı…)

Sayfalar : [1] 2 3