Kalbimde bir kıpırtı…
Ağustos’un en kırmızısı…

Gökyüzündeki yıldızların en parlağına uzanmak istiyorum şu an…
Avuçlarıma onu alsam, baksam, baksam şuurumu yitirip ağzıma atsam, buz gibi…
İçime bir ferahlık dolsa…

Ayrılıklar mı canımı sıkan veya yürek ağızda geçen zamanlar mı? Senelerce önce kurtuldum boğazıma dolanan keşke’lerden “k” ların bacaklarını kopardım önce, ’’ş’’nin sesini kıstım sonra ‘’e’’leri de birbirlerine yaklaştırınca yok oldular…
İşte bu kadar basittiler aslında…
Tek bir hamlede…

Sorumlulukla kendimi rütbelendirip, her şeyin üstesinden gelirken dilim dışarıda, son nefes halim…
Egomun üzerinden bir silindir gibi geçerken, ben benimle en yakın, en güzel bahçeye girdim…

Kaç elim vardı?
Doğuya, batıya, kuzeye, güneye?
Yedi kat ele?

Sevgi ve kabullenilme ihtiyacı ile sonradan fark ettiğim o abartalı deli hallerim…
Oysa en doğruya, en ihtiyacı olana uzanmalıydı…
Hayır hayır arkaya saklamadım ellerimi, gerektiğinde çıkartmayı ve tutmayı öğrendim.
Tırmanırken tepemden geçen acı ve zorluk yüklü uçak arada yükünü üzerime doğru boşalttığında bile, daha çok tutundum sarp kayalara her an düşecekmiş gibi yine de ümitle baktım gökyüzüne ben…
Aşk da, gurura yelken açmayı da öğrendim, martıların kanadına tutunup hayallerime doğru uçmayı da…
Affetmeyi de unutmayı da…

Onca bilim adamı evrenin sırını hala çözmeye çalışırken, ben anladım ki, matematik değildi hayat…
Eğrisi, doğrusuyla, duygusu, zorlukları, mutluluklarıyla, her şeyiyle bendi hayat…

Sendi…
Sizdi…
Bizimdi Hayat!…
Hayat Bizdik!…

Ya olduğumuz yerde ruhsuz ya da insanca yaşayarak…  

Ebru Korman
ebru.korman@mynet.com