Perihan Mağden’in yazın diliyle bu denli oynamasından hoşlanmasam da pek çok fikrini paylaşırım. 

Geçenlerde Sezen Aksu’nun bir şarkısı takılmış diline. “Yahu” diyor, “bir insan tüm bir milletin bilinçdışına bu kadar mı yerleşir!” Çok doğru. Sezen Aksu şarkıları hepimizin, üstelik birkaç kuşağın bilinçdışının dili olmuştur. Yıllar önce katıldığım bir kadın sempozyumunda Erdal Atabek de Sezen’e “koca bir kuşak senin yüzünden nevrotik oldu” diye takılmıştı. Daha sonra Sezen Aksu Uğur Yücel’le birlikte yaptıkları bir gösteride, “benim bir dönemim vardır ki, trafik polisi gibiydim. Git, gitme, yok vazgeçtim geri gel… diye şarkılar yaptım” demiş, herkesi gülmekten kırıp geçirmişti. Evet, Sezen Aksu müthiş bir ozandır bu bakımdan. Yani halkın yüreğini hissedip kendi yüreğinde, bunu ustalıkla dillendirebilmiş ve böylece de paylaşılabilir kılmıştır.

Ne yakaladığına bakalım mı? Hep bir ağızdan “aşk” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, aşk tabii. Ama aslında sadece bu kadarla kalsaydı, herhangi bir “şarkıcı” olarak kalırdı. Sezen’in yaptığı (Sezen dediğim için beni bağışlayın; O benim de bilinçaltımı mıncıkladığı için bu samimiyeti kendimde buluyorum:)),  aşkın NASIL yaşandığıyla ilgili şeyleri cesaretle söylemesiydi. Bizim durumumuzsa, hangi yaş, sınıf, statüde olursak olalım, hani şu hislerimize tercüman olunması durumuydu. O noktada dünyanın en büyük ortaklığını, yani kadın olma halini yaşıyorduk. “Git”de de patlaşıyorduk, “Ünzile”de de, “İstanbul İstanbul Olalı”da da…

Peki kadın neydi, nasıl bir şeydi ve Sezen bunu nasıl hepimize dokunabilecek kadar iyi biliyordu? Derler ki Freud bile her şeyi çözmüş de bir tek kadını anlayamamış! Abartıyorlar değil mi?! Sezen’in yaptığı kadının duygularını ve çatışmalarını söylemekti. Çünkü kadın karmaşık izahları boşa çıkartacak kadar “insan” bir yaratıktır. Anneannem “Allahım az verip bezdirme, çok verip azdırma” derdi. İşte bütün mesele budur. İlgi, sevgi, şefkat filan kim istemez ki; lakin dozunda. Var edilmeyi, özen ve takdir görmeyi, saygı duyulmayı kim istemez ki; lakin o da dozunda. Dozu az gelirse yakınma, fazla kaçarsa küçümseme gelir. Sorarım size, kim böyle değildir? Üstelik dünyaya geldiğimiz andan itibaren hep birilerinin bir şeyi, babamızın kızı, ağabeyimizin bacısı, kocamızın karısı olarak kodlanmışsak, beklentilerimizin yüksek(!) olmasında şaşılacak ne var?! Kendimi beslememe izin vermiyorsan, tüm besinimi sen vermelisin! İşte burada çuvallar erkekler. Ve ne yazık ki kadınlar da. Çünkü bu mümkün bir durum değildir. Herkesin kendinden beslenmesi başka, başkasından beslenmesi başkadır. Kendi(mize) açlığımızı hiçbir erkek gideremez. Nevroz denilen kahredici kıyım da bu noktada başlar.

Şimdi, kendiyle buluşmuş, kendinden beslenebilen, kendisini seven, kararlarını alabilen bir kadın, bir erkeğe ihtiyaç duymaz mı? Duyar elbette; sadece muhtaç olmaz. İhtiyaç duymak sağlıklı, muhtaç olmak sağlıksızdır. Diyelim ki sevdiğiniz adamdan ayrıldınız şu ya da bu nedenle. Eğer “kendimi Onsuz ölecekmiş gibi hissediyorum, ama biliyorum ölmeyeceğim” diye ağlıyorsanız çok sağlıklısınız. Yok eğer “Onsuz ölürüm” diye ağlıyorsanız iş fena; psikologlara çok para vereceksiniz demektir ve tabii falcılara filan da:)

Bizler çok özel yaratıklarız. O kadar özeliz ki bizi korkutmadan, kapatmadan, kalıplamadan, örtmeden ve/ veya öldürmeden başa çıkamıyorlar. Bütün mesele bunun farkına varmamız. “Erkek avcıdır ve evrilsek de hala bu böyle” demişti karısıyla sorun yaşayan bir danışanım. Ben de “evet, ama hayvan avlar, kadın değil ve kadın da iyi avcıyı seçer” demiştim.  Nedense bir daha gelmedi!:) Onları anlayın hanımlar; sınırları bu kadar, zorlamayın! Biz yaşarız, erkekler hayatlarını idame ettirirler (çok mu sert oldu?!). Ama önce kendinizi anlayın. Siz tek taşınızdan daha kıymetlisiniz ve selülitlerinizle de güzelsiniz. Ben Allah olsaydım kadınların sadece gözlerini kapatmalarını emrederdim; çünkü biz meseleyi orada çözeriz biliyorsunuz ki.

“Vazgeçtim” diyor Sezen, “… bir ah de yeter!” Kendimiz ve evlatlarımız dışında her şeyden vazgeçebiliriz, unutmayın. Biz çok özel yaratıklarız.

Saygılarımla
YEŞİM AKBULUT, Psikolog
23 Kasım 2007

dryesim.akbulut@mynet.com