Yılbaşı Sofralarımın Vazgeçilmez 7′lisi
25 Aralık 2007 Salı
Yılbaşı denildiğinde aklıma hep annemin özenle hazırladığı sofralar gelir.
Bu sofraların değişmeyen yemekleri canlanır gözümde. Bence yılbaşı sofralarının olmazsa olmazıdır o yemekler, meyveler.
Düşündüğümde ilk aklıma gelen annemin içindeki mayoneze kadar evde hazırladığı Rus salatası oluyor. Çocukluğumda bu salatanın adı benim için büyük bir muammaydı. Soğuk savaş döneminde adının Rus salatasından Amerikan salatasına dönmesiydi kafamı karıştıran. Çekirdeğe çiğdem, simite gevrek diyen İzmirlilerle tanışıncaya kadar bütün yemekler benim için tek isimliydi.
Yılbaşı; yabancı adetlerin Türk ekonomisine ve adetlerine adapte oluşunun en açık görüldüğü zamandır. Hindinin yaygın olarak satılmadığı, hatta bulunmadığı günlerde Amerikan filmlerinin nar gibi kızarmış hindisi, nar gibi kızarmış tavuk olarak masalarımıza konuk olurdu. Kıymetli olan butlar biz çocuklara verilirken babam ve annem beyaz etini bölüşürdü. Rahmetli Erol Taş’ın taklidini yaparak yerken gülüşürdük.
Biz tavuklarla oynarken annemin ağzından "pilavınızı da bitirin" lafı eksik olmazdı. Kardeşim çocukluğunda yalnızca yoğurtlu pilav yediğinden kestaneli pilavdan pek hazzetmezdi. Onun için tabağındaki kestaneleri ayıklayıp benim tabağıma aktarırdı. Zaten o kendi hissesine düşenleri pilav için haşlanan kestaneleri soyarken fazlasıyla yemiş olurdu. Ben kestaneleri soyarken buruşan parmaklarımla yaşlı taklidi yapar, yılbaşında neden diğer bayramlardaki gibi el öpmediğimizi, neden pilavın daha çok sevdiğim közlenmiş kestane ile yapılmadığını, soyduğumuz kestanelerle kestane şekeri yapılıp yapılamayacağını sorgulardım.
Biz üfleye püfleye kestaneleri soyarken annem daha zor bir işle meşgul olurdu. Balkabakları şimdiki gibi dilimlenmiş satılmazdı. Ve belki de bu nedenle kalabalık davetlerin, özel günlerin kaymaklı, cevizli tatlısı olarak hafızamda yer etmişti. Yıllar sonra kültürümüze cadılar bayramı iltica ettiğinde balkabağı başka konularla da ilişkilendi. Dilim dilim satılmaya başlandığında iki kişilik ailemizde sık sık yapılan tatlılardan, keklerden birisinin ana malzemesi haline geldi.
Dedim ya Türk ekonomisinin durumunu en açık göreceğimiz zamanlardır yılbaşı sofraları. Yetmişli yıllarda doğan bir neslin belki yalnızca yeni yıllarda tadına bakabildiği meyveydi muz. Pahalı olduğu kadar az bulunurdu. O dönemlerde Anamur muzu yoktu. Büyük çikita muzlar vardı. Ben kıymetli olduğu o günlerde bile muza burun kıvırırdım. Yeni yılda herkesin en sevdiği meyveler tabakta varken benim sevdiğim çilek neden yok diye mızmızlanır, mandalinalarla oyun oynardım. Benim muzu sevmemem kardeşim için bulunmaz nimetti. Benim payıma düşenleri afiyetle yer, karşılığında beni güldürmek için maymun taklitleri yapardı…
Meyve faslıyla beraber apartman içinde hareketlilik artardı. Antep fıstıkları, fındıklar, kabak çekirdeklerinden oluşan çerezlerin tabaklara konulup sehpalara yerleşmesiyle apartman sakinlerinin kapıları açılır, gece kimin nerede belli olmadığı büyük bir apartman partisine dönüşürdü. Genellikle çocuklar bir dairede toplanıp oyuna dalmış iken, erkekler bir evde dansöz saatini bekleyerek sohbet ederdi. Evlerin hanımları mutfaklarda çerezler, içecekler ile meşgul olurdu. Bu arada kapılardan birbirlerine "ben çocuklara meyve ve çerez götürdüm, sen içecek yollar mısın" diye seslenirler, her gruba özel servis yapıldıktan sonra bir evin salonunda da onlar oturup soluklanırlardı. Tabi bu molalar genellikle "anne vişne suyu döküldü", "anne portakal istiyoruz", gibi isteklerle bölünürdü.
Vakit gece yarısını geçtiğinde dansözler ekranda şöyle bir görünüp kaybolduktan sonra bütün apartman bir sofrada toplanır annemin yaptığı işkembe çorbasını içerdi. Biz çocuklar sirkenin, sarımsağın o sarhoş edici kokusu ile mayhoşlaşırken, kaşık seslerini bir ninni gibi algılayıp koltuklarda uyuyakalırdık.
Benim için yılbaşı sofralarının olmazsa olmaz yedilisi çocukluk yıllarımın hatıralarında yatıyor. Rus salatası, nar gibi kızarmış tavuk, kestaneli pilav, kaymaklı ve cevizli kabak tatlısı, muz, karışık çerez ve tadına hiç bakamadığım işkembe çorbası.
Devletşah Özcan

